Oysaki travma ya da travmatik olay olarak adlandırdığımız kavram böyle bir şey değildir. Travma teorisi, bireye zarar veren her türlü beklenmedik, güçlü bir zararı vurgular. Bunlara ek olarak bireylerin deneyimleri aynı veya benzer koşullarda bile çok farklıdır, önemli ölçüde özneldir. Örneğin, savaş, soykırım, işkence, çocuklukta veya yetişkinlikte cinsel istismar veya ihmal gibi bir bağlama bağlıdır.
Yani travma, bazen tek bir olay olabilirken bazen kronikleşmiş (süregelen) acı verici ve zorlayıcı deneyimlerdir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanılan psikolojik ve fiziksel şiddet, istismar, ihmal bireyin güven duygusunda ciddi hasarlara sebep olur. İnanç sisteminde dünyanın güvenilir bir yer olmadığı düşüncesi hakimdir. Bir de suçluluk ve utanç duyguları eşlik eder aynı zamanda kişiye. Travma, hayatın karanlık parçasına dair bir yerde konumlanır. Sessizliği, suskunluğu, hayata küskünlüğü getirir beraberinde. Kişi istese de hatırlayamaz bazen çünkü orada derin bir acı vardır ve o acıyı tekrar hissetmek kişide korku ve kaygı uyandırabilir.
Travmayı iyileştirmenin yolu, o olayı/olayları hatırlayıp o yası yaşamaya alan açmaktır. Çünkü iyileşme, hatırlamayı ve yas tutmayı gerektirir. Travma bir kayıptır ve kayıp beraberinde yas ile temas etmeyi gerekli kılar. Bu kayıp bazen yaşanılamayan bir çocukluğa dairdir, bazen kişinin benliğinden eksilenlere dairdir. Çok sevdiğim bir hocamın bir sözü vardır “Geçmiş acı veriyorsa geçmemiş demektir”, tam da travmayı anlatır bize bu söz. İyileşme, o acı ile temas edebilmektir; o acıyla ben ne yapıyorum, nereye koyuyorum hayatımda kısmı kişiden kişiye farklılaşır. Unutulmamalıdır ki, travmatik deneyimleri olan kişi bir tek o travmadan onun getirilerinden ibaret değildir. Kişinin her parçasına alan açmak onları anlamak, kişiye eşlik ediyor olmak iyileşmenin adımlarıdır.